• teamfeatdoor

Kalkınma Odaklı Sürdürülebilir Sistemler Kurmak

2020 yılı, fütürist filmlerde izlediğimiz distopya senaryolarının hiçbirinin çok da uzakta olmadığına dair sinyaller verdi. İlk defa “yoksa?” dedik ve dünya dışında kurulmaya çalışılan kolonilere “-mı acaba?” diye bakmaya başladık. Gecenin bir yarısı yollara düşüp gıda almak için marketlere koştuk. Gündüzleri makarna reyonlarını yağmaladık. Ve daha da ilginci bunu sadece biz yapmadık, tüm dünya yaptı. Bu sefer tehlike tüm dünyanın kapısını çaldı. Bu süreç, tarımda sanayileşme, toplumda bireyselleşme, algıda bencilleşme süreçlerimizin gittiği yolun sahte bir vizyondan başka bir şey olmadığını da gösterdi. Bize sunulan ışıl ışıl geleceğin sadece bir karton olduğunu, krizlerin arka arkaya sıralanması ile gördük. Kartonun arkası bir uçurum. Uçurum en ucunda bizi bekleyen ise gıda krizi. Artık, arabamızla gittiğimiz, kimseyle muhatap olma gereği duymadan, orada bizim için yerleştirilmiş naylon poşeti muhteşem bir beceri ile tek hamlede kopardığımız ve poşetimizin ağzını iki parmağımız ile birbirine sürtüp açtığımız; içine üniforma giydirilmişçesine birbirinin aynı domateslerden yine bize göre en iyisini seçtiğimiz ve poşeti alışveriş arabasına gönderdikten sonra ikinci bir poşetle maharetimizi sergilemeye devam ettiğimiz dönem… Kapanıyor… Artık dünya, farkındalığı bu kadar düşük bencil davranışlarımızdan ziyadesiyle sıkıldığını yüzümüze haykırıyor. Ekolojik, ekonomik ve sosyal açıdan adil olmayan sistemlerimiz artık bize doğru gıdayı sağlamaktan aciz. Üreticisini tanımadığımız domates artık bize şifa değil, raflarda pırıl pırıl duran biberler keyifli sofraları değil yoğun tarım ilaçlarını fısıldıyorlar. Normal koşullarda kendi iç enerjisini bulamayacak sistem, daha çok kar elde etmek için bize saldırıyor: Selamımızı elimizden alıyor, yediklerimizin hikâyesini, 13 nereden gelip nereye gittiğini bilmemizi engelliyor. Oysaki şeklini beğenmeyip yerine koyduğumuz her domatesin hikâyesinden biz sorumluyuz. Bu nedenle artık bilinçli barışma zamanı: Üretici ile tüketicinin barışması ve sorumluluğu paylaşması gerekiyor. Tüketici hikâyesini bildiği, hilesiz, sağlıklı, doğal, taze ve mevsime uygun gıda ile buluşurken, üretici de adil fiyat, tüketim garantisi ve risklerin paylaşıldığı bir model ile tanışmalıdır. Yani tüketici yamuk yumuk domateslerin, o seneki az mahsulün sorumluluğunu alırken; üretici de herkesin güvenle yiyebileceği gerçek gıdanın sözünü vermelidir. Bu karşılıklı el sıkışmada topluluk destekli tarım sürdürülebilir bir yöntem sunmaktadır. Topluluk destekli tarım, merkezine küçük ölçekli çiftçilikleri alan doğa-dostu ve kalkınma odaklı işbirlikleri yaratmayı hedefler. Doğal, sağlıklı ve mevsime uygun gıdaya aracısız ulaşma imkânı sağlarken, üretimin risklerini de paylaşarak, tüketiciyi, türetici ya da eş-üretici olmaya davet eder. 2013’de yayınlanan Avrupa topluluk destekli tarıma dair deneyimler (European Handbook on Community Support Agriculture Sharing Experiences) el kitabında bu dayanışma modeli 4 ilkede özetlenmiştir: Ortaklık, yerellik, dayanışma, üretici tüketici birlikteliği. Fukuoka’nın Ekin Sapı Devrimi kitabında bahsettiği gibi, “doğru gıda, doğru eylem, doğru farkındalık… Eğer biri eksikse hiçbiri gerçekleşmez, eğer biri gerçekleşirse, hepsi gerçekleşir.”

47 views0 comments