• teamfeatdoor

Temiz Sohbetlerin ilk Konuğu


Tarsus Yeryüzü Pazarı Lideri FUAT TOGO

Coğrafya Kaderdir. (İbn-i Haldun)

Yaşanan iklimin, doğanın, bulunduğu yerin özelliklerini alır doğa ve toplum. Coğrafya kaderdir deyince bunu da

düşün çünkü insanların kaderleri yaşadıkları coğrafya ile birleşir.

Foça, Şile ve Gökçeada’dan sonra Türkiye’nin 4’üncü, dünyanın ise 70’inci ‘’Yeryüzü Pazarı’’ Tarsus’a kuruluyor.

Öncelikle Tarsus Yeryüzü Pazarı Lideri Fuat Togo’yu kendinden dinlemek istersek bize kendini nasıl tanıtmak ister? Tarsus doğumlu, TAC mezunu, Marmara iktisadı bitirdikten sonra önce askere giden ve sonrasında baba mesleğine devam etmek için Tarsus’a geri dönen biriyim

demem yeterli olur sanırım.


Küreselleşme, iklim değişikliği, fastfood, gıda güvenliği, açlık, obezite, diyabet, biyoçeşitlilik ….


Önümüzde karanlık bir tablo var:

‘’Yeryüzü Pazarları (earth markets), hızlı yaşam temposuna karşı bir duruş geliştirmek ve yok olmaya yüz tutmuş yerel yeme-içme alışkanlıklarını korumak amacıyla İtalya’da başlatılan Slow Food hareketinin bir parçası. Sağlıklı ve hakkaniyetli beslenme kurallarını hayata geçirmek için kurulan bu pazarlar, iyi, adil ve temiz üretim yapan yerli üreticilerin tüketicilerle buluşmasını sağlamasının yanı sıra yerel gıda kültürlerinin ve biyoçeşitliliğin korunması açısından da önemli bir görev üstleniyor.’’

Kısaca slowfood kendini ‘iyi, temiz, adil’ gıda’ olarak tanımlıyor. Sizce iyi, temiz ve adil gıda

tanımın açılımı nedir? Bu kelimelerden ne anlamalıyız? ‘İyi, temiz ve adil gıda’ çok güzel

özetlenmiş, çokta kullanılması gereken bir slogan aslında. Üçü de kendi içinde saatlerce

konuşmayı hak edecek kelimeler. Bugün çok kullanılan birkaç kelime daha var: birisi organik,

bir diğeri ise doğal. Ama bunların tanımlamakta zorlanıyoruz, tam yerine oturmuyor; hiçbir

zamanda tam yerini bulamayacak gibi. Organiğin açılımı ve karşılığını bulmak çok zor, doğal

demek daha doğru sanki. Organiğin belli bir dokümanı olması gerekiyor, belli bir check-in

listesi…Örneğin belli tohumlar kullanılacak, üretim yapılan yerin çevresinde belli şeyler

olmayacak gibi. Bu yüzden slowfood burada çok güzel 3 kelime bulmuş ve bunları sürekli

kullanmaya devam etmeliyiz.

Aslına bakarsanız bu kelimeleri anlamak için şu soruyu sormalıyız: Gıda ne zaman bozulmaya

başladı? Gıdanın esas bozulmaya başladığı dönemler şehirleşmenin hızlandığı dönemlere denk

geliyor. Ve gıda bozulmaların temelini oluşturan katkı maddeleri ise ne zaman çok büyük

oranlarda kullanılıyor? Savaşlarda: 1. Dünya Savaşı, 2.Dünya savaşı gibi… 2. Dünya savaşı

katkı maddelerinin en çok kullanıldığı dönem çünkü çok fazla asker dışarda ve yiyeceğin

bozulmaması lazım ama bu durumda yiyeceklerin içindeki değişikler örneğin yağ-tuz oranları

muamma…


Ve uzun bir süre insanlar gıdaların bozulmasına şahit oldu; ne yazık ki gıdayla birlikte

toplumda bozulmaya başladı. Geleneksel alışkanlıkların yerini fastfood aldı ve bu bir

devrimdi. Hızlı yemek ne güzel, her şey var içinde, tatları harika ve maalesef doğallıklar

günbegün kayboldu.

Türkiye’de ise durum biraz daha iyiydi sanki yakın zamanda olmasa bile geçmişte yapılan bir

istatistikte evlerimizde yüzde 60 oranında tencere yemeği yendiği biliniyor, yani tek kap yemek çıkıyor ve sofralarda bunlar tüketiliyor. Bu oranının çok düşmediğine inanmak istiyorum. Fakat küreselleşme ile birlikte büyük şehirlerde bu oranın düştüğü konuşuluyor. Slowfood bu noktada bir felsefe sunuyor, sadece yiyecekten bahsetmiyorum. Bunu minimalizm diye adlandıranlar da var. Peki bu felsefe nedir? Daha sakin yaşayacaksın, yöresel yiyeceksin, şehir yaşamında kendine göre bir hayat çizeceksin, çok fazla yer kaplamayacaksın, çok büyük ölçekli yerlerde yaşamayacaksın, daha doğal şeyler kullanacaksın. Ve en önemlisi her şeyi yapmadan önce bir duracaksın onu bir anlamlandıracaksın; örneğin yemeğin tadını almadan içeriğini bilmeye

çalışmak gibi. Kısaca hayatını anlamlandırman lazım.


Yeryüzü pazarlarının amacı ise ‘iyi, temiz ve adil’ üretim yapan yerli üreticilerle tüketicilerin

buluşmasını sağlamak. Burada bize çok büyük bir görev düşüyor. Bu üreticileri bizim bir şekilde kontrol ediyor olmamız lazım. Biz bu pazarı açtığımızda ciddi bir sorumluluk alıyoruz.

Yeryüzü pazarlarında bazı standartlar var. Bu üreticileri yönlendirmemiz gerekiyor. Belirlenen standartlarda üretim yapan üreticimiz çok fazla yok. Küçük bir kıvılcım yakalamak derdimiz. Sonuçta bu üreticiler tek bir şeye bakacaklar ‘iyi, temiz, adil’ üretimin getirdiği satış grafiği. Bu grafik yukarı yönde hareket ettiğinde üretim katlanarak yükselecek fakat bu sonucu elde edilemezsek üreticiler eski bildikleri sisteme devam ederler. Burada kendimize bir süre vermemiz gerekiyor. Coğrafyamız çok farklı, bu pazarların şehrin dışına yayılması hedefleniyor.

Adana ve Mersin’den insanların belirlenen günde o pazara gelmeleri gerekiyor. İlki çok önemli ve aslında sürdürülebilirliği sağlamak esas hedef. Bir köylü pazarı değil burası, Tarsus’ta zaten bir köylü pazarı var, biz onlara rakipte değiliz. Yeryüzü pazarlarının başka bir sistemi ve felsefesi var.

Slowfood akımında sizi en çok etkileyen başlık ne oldu? Neden bu akımın bir parçası oldunuz?

Slowfood akımı zaten benim hayat stilimi de gösteriyor; ben kendi içinde sakin, bazı değerlere önem veren, elimden geldiğince çevreye zarar vermemeye çalışan ve mevsiminde doğal-yöresel yiyecekleri tercih eden bir kişiyim. Sadece bir dönem bazı insanlar hayat telaşıyla bu felsefeden uzaklaşıyor ve aradıkları ürünleri bulmakta zorlanıyorlar. Bu ürünler herkesin rahatlıkla ulaşabileceği noktaya gelirse slowfood bütün amacına ulaşmış olacak. Hedefleri de bunlar bence aslında.



Preserved Slowfood Tarsus, bölgemizde yeteri kadar

kendini tanıtabildi mi? Bölge halkının gözünden sizce



biz ne yapıyoruz? Bizi hiç tanımayan bir insana bizleri

nasıl tanıtırsınız?

Biz kendimizi henüz tam tanıtabildik diyemem. Kuruluş aşamaları, ekibi toplamak ve buna bir enerji vermek zaman alıyor. Zaten slowfood’un çok

fazla tanınmak istediğini de düşünmüyorum; burası sosyal bir dernek veya kulüp değil zaten. Burada bazı hedefler var, o hedeflere ulaşmak gerekiyor. Zamanla insanların bize bir şekilde kendilerinin geliyor olması lazım. Bilirsiniz en iyi tanıtım kulaktan kulağadır yoksa insanlar çokta ilgilenmiyorlar.

21 views0 comments