• Anna Maria Beylunioğlu Atlı

Yolcu, Ağaç ve Döngü



Dr. Gökçen Özbek


Uzun süredir yürümekte olan yolcu durdu. Önünde göğe doğru uzanmakta olan bir Kanada Kavağı vardı. Gel dedi, ağaç sana anlatacaklarım var. Yolcu kabul etti. Önden ruhu koşa koşa gitti ağacın serinliğine ardından bedeni eşlik etti. Ağaç, sakince salladı yapraklarını, yolcu alnına düşen serinletici su damlalarını hissetti. Sırtını yasladı yetişkin ağacın gövdesine, soluk akış verişi sakinledi, ağacın açılıp kapanan gözenekleri ile dengelendi. Bekledi ağaç, aynı anda soluk alıp verene kadar yolcuyla. Ne zaman ki dünyadan alıp verecekleri eşitlendi, ağaç başladı anlatmaya.


Öncelikle hoş geldin, dedi ağaç, tüm dallarını ve yapraklarını akort ediyormuş gibi hışırdatarak. Yolcu, bir orkestra şefinin kendine güvenli tavırlarla orkestrasını hazırlamasını izler gibi, memnuniyetle daha çok yerleşti ağacın altına. Vardığı yerde hoş karşılanıyor olmak bu yolculuğu daha da anlamlı kılıyordu. Ağaç, ilk notanın muhteşem tınısı gibi, “oksijen” dedi, “senin ihtiyacın olan, benim için ise fazlasını attığım”. “Karbondioksit, benim yaşamsal döngümdeki temel olan, senin için sadece bir yakıt artığı.” “Anlıyor musun,” dedi ve durdu. Yolcu, anlıyordu elbette anlamasına ama sesini çıkarmadı, bütün insanlık adına dinliyordu ağacı, basit bir baş sallamayla duyarsız görünmek istemiyordu. Ağaç devam etti, “bu sıcak ağustos gününde, belli ki uzun yollar yürümüşsün, güneşin altında”. “Güneş senin yaşaman için de gerekli benim yaşamam için de. Güneş olmadan var olabilseydik, dünyaya dair olan hikâye belki çok daha önce başlardı. Senin kullanacağın oksijeni üretmek için benim güneş ışınlarına ihtiyacım var; ama bu döngü aynı zamanda sana altında serinleyebileceğin bir yer yaratıyor.” Ağaç durdu, sanki yolcuya doğru biraz daha eğildi, “anlıyorsun değil mi,” diye sordu. Yolcu, bazı duraklarda konuşmamayı bilecek kadar yol yürümüştü. “Güzel,” dedi ağaç.


“Oturduğun toprağın altında senin yürüdüğün yollar kadar uzun yayılıyor köklerim; pek çok şeye ulaşıyorum, suya da. Kendimi serinletmem ve solunum kanallarımı nemli tutman gerekli, o yüzden bulduğum suyu gövdem boyunca yapraklarıma kadar taşırım ve suyun fazlasını havaya geri sunarım. Bu yüzden hep serindir yapraklarımın altındaki gölge.” Yolcu, yetişkin bir kavağın saatte yüzlerce litre su buharı verdiğini dair bir şey hatırladı. Biri söylemiş olmalıydı. Sonra, çevre raporları ağaç gölgelerinde sıcak yaz günlerinde 10 -15 derece gibi ısı farkı olduğunu yayınlardı hep. Oradan buradan bilgilerin kalbini dağıtmasını istemedi ve ağaç devam etti. “Bu su buharı elbette bulutları oluşturur ve bulutlar da tertemiz yağmurları getirir ve su toprağa geri döner. Böylece ben tekrar o su ile tüm bedenimi serinletirim ve fazlasını döngüye iade ederim. Anlıyorsun, değil mi?” Nihayet “evet” dedi yolcu fısıldar gibi. “Sen ile ben bir’iz. Sen bütün insanlıksın, ben bütün ağaçlar ve biz her şeyin başladığı noktada hiç ayrılmamış bir bütünüz.” “Anlıyorum,” dedi yolcu, ağacın sormasına zaman bırakmadan. Ve sustular. Notalar arasındaki es’ler gibi planlı, ritmik ve anlamlı bir sözcüksüzlükte, sayfalarca anlatılamayacak bir mesafeyi aştılar. Yolcu, usta şefin sessiz senfonisi bitince derin bir nefes aldı; acele etmeden kalktı, yürünecek çok yol, susulacak çok konu vardı, daha.


Yolcu, abartısız ama saygılı bir şekilde selamladı ağacı; ağaç aldı selamı. Kendi işlerine geri döndüler. Yukarıda, yağmur bulutları toplanıyordu.


55 views0 comments

Recent Posts

See All